KONULAR, Sanat ve Kültür

Benim Bir Adım Var

Bir gün sokakta yürürken, bir adamla karşılaşırsınız. Elinde bir karton parçası, üstünde birkaç kelime: “Vietnam Gazisi”. Yanına yaklaşırsınız, adını sorarsınız. Gözleri dolar ve şöyle der: “Ne zamandır biri ismimi sormadı, bilemezsiniz.”

İşte, Jon Linton’un 2007 yılında Phoenix, Arizona’da yaşadığı bu an, “I Have A Name” projesinin doğuşuna vesile oldu. Bir fotoğrafçı ve aktivist olan Linton, evsiz bireylerin hikâyelerini ve yüzlerini belgeleyerek, onları anonimlikten kurtarıp görünür kılıyor.

 Linton’un projesi, evsiz bireylerin sadece fotoğraflarını çekmekle kalmadı; onların isimlerini, hikâyelerini ve duygularını da paylaştı. Bu yaklaşım, toplumun genellikle görmezden geldiği bireyleri yeniden insanlaştırdı. Proje, sergiler, kitaplar ve sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştı. Özellikle 2013 yılında Facebook’ta paylaşılan bir video, iki hafta içinde 30.000 kişi tarafından izlendi ve büyük bir etki yarattı

Sanatın Gücüyle Farkındalık“I Have A Name” projesi, sadece fotoğrafla sınırlı kalmadı. Zamanla resim, karışık medya ve yazılı anlatımlarla da evsizliğe dikkat çekildi. Phoenix ve Tucson gibi şehirlerde düzenlenen sergilerde, fotoğrafların yanında sadece kişilerin isimleri yer aldı.
Linton, projesinin amacını şu sözlerle özetliyor: “Bu proje, hatırlamamız gereken şeyleri bize hatırlatmakla ilgili.” Evsiz bireylerle kurulan  bağlar, onların sadece yardım alıcıları değil, aynı zamanda toplumun aktif bireyleri olduğunu gösterdi. Bu yaklaşım, toplumda empati ve anlayışın artmasına katkı sağladıBelgesel: “I Have A Name”2023 yılında, projenin etkisi bir belgesel filme dönüştü. Jon Linton’un yaşadığı kişisel kayıplar ve sokaklarda geçirdiği zaman, belgeselde derinlemesine ele alındı. Film, izleyicilere evsizliğin insan yüzünü göstererek, empati ve anlayışı artırmayı hedefliyor. Sonuç: Herkesin Bir Adı Var

“I Have A Name” projesi, bize her bireyin bir adı, bir hikâyesi ve bir değeri olduğunu hatırlatıyor. Evsizlik gibi karmaşık bir sorunun çözümünde, empati, sanat ve toplumsal iş birliği önemli rol oynuyor. Linton’un objektifinden yansıyan bu hikâyeler, toplumun en görünmez bireylerini görünür kılıyor ve bize insan olmanın ne demek olduğunu yeniden düşündürüyor.

Jorge Luis Borges, herkesin sürekli olarak bir “dönüşüm” içinde olduğunu, başkalarına dönüşebileceğini savunuyor Borges Sekseninde adlı yapıtında.

Sokakta görmezlikten geldigimiz  herhangi biriyle , her an yer değiştirebileceğimizi unutmadan  yaşamak mümkün mü acaba

Sevgiyle Kalın

 

Back to list