MAKALE

İnsan, Öz Çıkarına Aykırı Hareket Eden Tek Canlıdır

İnsan olmak, dünyayla bir sorumluluk ilişkisi kurmaktır.”
Bu sözle başlamak istiyorum. Çünkü insan, doğaya ve diğer canlılara oranla yalnızca düşünen değil, anlam arayan bir varlık. Ve anlam, yalnızca kendisiyle değil, kendisi dışındaki her şeyle ilişkisi içinde doğar.

Oysa gelin, açıkça itiraf edelim: İnsan çoğu zaman kendisine yabancı davranır. Okyanusları kirletirken, çocukları göz göre göre yoksulluğa terk ederken, gökyüzünü zehirlerken veya bireysel tatmini uğruna milyonları hiçe sayarken… Kime zarar verdiğini gerçekten biliyor mu?

Evet biliyor.
Ama yine de yapıyor.
İşte insan, bu yönüyle öz çıkarına aykırı davranan tek canlıdır.

Çünkü insan, öz çıkarını ve iyi olma halinin anlık hazlarda  değil, bütünün iyiliğinde aramayandır.
Halbuki  kendi  için arzuladıgı  bu iyi olma hali , ancak bütün bir dünyanın ve bütün bir insanlığın iyiliğiyle mümkündür.
Kendisini gözetmek isteyenin, herkesi gözetmesi gerekir.

Varoluşçu psikolog Rollo May,

“Özgürlük, herhangi birine verilebilecek bir şey değildir. Özgürlük, insanların aldığı bir şeydir ve insanlar olmak istedikleri kadar özgürdür.”

Bu özgürlük, başkalarını ezip geçme özgürlüğü değil, herkesin iyiliği için hareket etme özgürlüğüdür. Gerçek anlamda “özgür” olan birey, yalnızca kendi merkezli yaşamaktan vazgeçip, insan olmanın yükünü ve onurunu omuzlamış olandır.
Çünkü insan, tek başına hayatta kalamaz.
Dünyanın iki ucundaki bir kuşun kanat çırpışı, öbür ucundaki bir çocuğun nefesini etkiler.
“Ben kendime yeterim” diyen bir insan, ya yalan söylüyordur ya da henüz yaşamamıştır.

Öyleyse şu gerçeği kabul edelim:
İnsanın kendi huzuru, kendi neşesi, kendi güvenliği , ancak doğanın ve toplumun huzuruyla mümkündür.
Ve insanın kendi çıkarına uygun olan şey, her zaman bütüncül olanı gözetmektir.
Bu bir feragat değil, aksine en yüksek öz sevgidir.

Belki de varoluşumuzun anlamı, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerdedir.
Bir diğerinin acısını görmezden gelen, sonunda kendisinin acısını da görmez hale gelir.

Peki bu ne anlama geliyor?

Her insan, her tüketim tercihiyle, her üretim süreciyle, her sosyal etkileşimiyle, aslında dünyaya “kim olduğunu” bildiriyor.
Kimi zaman çevresel bir etki, kimi zaman ruhsal bir kırılma olarak geri dönüyor bu bildirim.
O halde bu etkilerin, bu izlerin sorumluluğunu almak, yalnızca ahlaki değil, varoluşsal bir zorunluluktur.

Bu zorunluluk, bazen daha az şeye sahip olmayı, daha sade yaşamayı, daha çok paylaşmayı, daha yavaş ilerlemeyi, daha derin düşünmeyi gerektirir.

Tarihte haz peşinde koşanların sonu, hep aynı mutsuzlukla yazılmıştır.
Güç ve zafer arayanların ardında kalan sessizlik, çoğu zaman pişmanlıkla yankılanmıştır.

Ben bu yazıyı yazarken, içimden bir ses diyor ki:
“Belki de senin öz çıkarın, hepimizin iyiliğinde saklıdır.”
Yani bu bir özveri değil, bir seçimdir.
Bir anlam arayışıdır. Kendine doğru çıkılan bir yoldur.

“Belki de  ancak başkalarına yardım ederek kendimizi tanıyabiliyoruz ”

İyilik, sistemli yapılırsa etkilidir.
Ve sistemli yapılan iyilik, sadece başkalarını değil, insanın kendini de iyileştirir.

Evet “İnsan öz çıkarına aykırı davranan tek canlıdır”
Ama belki, yine bu yüzden, kendini en çok dönüştürebilecek olandır.

Sevgiyle Kalın

Back to list