David R. Hawkins’in “Bırakmak: Teslimiyete Giden Yol” adlı eserinden ilhamla, sosyal girişimcinin içsel dünyasıyla olan bağı, girişimcilik faaliyetlerinin görünmeyen ama belirleyici temelidir. Hawkins, bırakmanın—yani direnç göstermeden kabullenmenin ve duyguları dönüştürmenin—insanı özgürleştirdiğini ve daha yüksek bilinç düzeylerine taşıdığını savunur. Aynı ilke, kar amacı güden ama topluma, doğaya, diğer canlılara fayda üretmeyi hedefleyen bir sosyal girişimcinin yolculuğuna da ışık tutar.
Bir sosyal girişimci için ilk adım genellikle öfke, suçluluk, ya da çaresizlik gibi güçlü duygularla başlar. Bunlar toplumsal adaletsizlikle, çevresel yıkımla ya da insanlık dramlarıyla karşılaştığında doğar. Hawkins’e göre bu duygulara direnmek yerine onları tanımak, kabul etmek ve içsel bir sorumluluğa dönüştürmek gerekir. Çünkü her duygunun arkasında bir enerji düzeyi vardır ve o enerjiyi dönüştürmek, hareketin kendisini mümkün kılar.
Cesaret seviyesi (200), Hawkins’in bilinç haritasında dönüşümün başladığı noktadır. Sosyal girişimcilik de tam olarak bu noktada doğar. Korkunun, endişenin ya da güvensizliğin değil; sorumluluk almanın ve harekete geçmenin enerjisiyle. Ama bu yalnızca dış dünyaya karşı değil, aynı zamanda kişinin kendi gölgelerine karşı da bir sorumluluktur. Jung’un “gölge” kavramı, her birimizin içinde bastırılmış, görmezden gelinen yönleri anlatır. Girişimci bu gölgelerle yüzleşmeden, gerçekten etik ve sürdürülebilir bir iş modeli inşa edemez. Bunu yapmadığında, güdülerinde gizli öfke ya da ispat çabası gibi kendine zarar verecek unsurlar saklı kalabilir.
İyi bir sosyal girişimci, yalnızca çözüm üretmez; aynı zamanda çözüm yolunda kendi içsel direncini de dönüştürür. Bu, toplum adına yaptığı her şeyin temelinde daha derin bir iç huzur barındırmasını sağlar. Teslimiyet burada pasiflik değil; akışta kalmak, anlamı dışarıdan değil, içeriden kurmaktır. Hawkins’in tanımıyla, “teslimiyet, gücün en yüksek halidir.”
Sonuç olarak, sosyal girişimcilik yalnızca yeni iş modelleri yaratmak değil, aynı zamanda kişinin kendi duygusal yüklerini bırakıp daha açık, şefkatli, kararlı bir varoluşa geçmesiyle mümkündür. Ve belki de en derin dönüşüm, sosyal bir problemi çözerken kendimizle de barışmamızda gizlidir.
Sevgiyle Kalın