GİRİŞİMCİLER

Erhan Ali Yılmaz : Mindfulness Akademi

Size son zamanlarda tanıştığım, içtenliğiyle ve yaşamın özüne dair yaklaşımıyla derinden etkilendiğim bir isimden, Erhan Ali Yılmaz’dan bahsetmek istiyorum.

Kendisini girişimcilerin buluşma adresi Dotshub’ta katıldığım mindfulness atölyesinde tanıdım. Kırk beş dakika boyunca tüm katılımcılarla birlikte adeta zamanın dışında bir alanda buluştuk. Ruh ve beden arasında ince ama güçlü bir köprü kurmayı başardı. Dikkatimi çeken en çarpıcı şey, bu çalışmayı binlerce kez yapmış olmasına rağmen gözlerindeki ilk defa yapıyormuşçasına parlayan ışıktı. O an anladım ki bu onun için bir görev değil, kendi doğasının özgürce dışavurumuydu.

Erhan kariyerine reklam dünyasında başlamış; dört farklı ülkede, büyük ajanslarda kreatif direktörlük yapmış, uluslararası ödüller almış, parlak bir profesyonel geçmişe sahip. Ancak hayatın bir yerinde bedeninin sesi yükselmeye başlamış. Şiddetli boyun ağrıları, doktor doktor gezmeler ve sonunda “ameliyat şart” cümlesi… Sebep? Kronik stres.
Ama bu stresin kaynağı, sadece yoğun iş temposu değil; kendi doğasına aykırı bir yaşam sürmesiydi. Erhan’ın deyimiyle, “doğasına uygun davranmamak”tan doğan bir çarpışma haliydi bu. Tam da bu noktada, mindfulness kavramı karşısına çıkıyor. Ve yalnızca onu iyileştirmekle kalmıyor, hayatının yönünü de değiştiriyor.

Önce küçük atölyelerle başlayan bu yolculuk, daha sonra Mindfulness Akademi’nin doğmasına kadar varıyor. Bugün binlerce kişiye dokunuyor, farkındalık eğitmenleri yetiştiriyor ve bu içsel devrimi başka hayatlara da taşıyor.

Peki, nedir bu mindfulness?

Kökeni 2500 yıl öncesine, kadim Budist öğretilere dayansa da, kavram Batı psikolojisine 1979’da Jon Kabat-Zinn ile taşındı. O tarihte Zinn, Massachusetts Üniversitesi’nde ilk “Stres Azaltma ve Mindfulness Temelli Program”ı başlattı. Ardından bilimsel çalışmalar mindfulness’ın stres, depresyon, anksiyete, kronik ağrı gibi birçok psikolojik ve fiziksel durum üzerinde etkili olduğunu ortaya koydu.

Mindfulness basitçe, dikkatimizi şimdiki ana nazikçe ve yargılamadan yönlendirme becerisi. Ama aslında çok daha derin bir şey: Hayatla barışmak, kendimizle dost olmak, şeylerin doğasına saygı göstermek.

Erhan Ali Yılmaz, bu öğretiyi modern dünyanın ruhsuzluğu içinde bir nevi yaşayan bir karşı-öneri olarak ortaya koyuyor. Kariyer, başarı, hız, rekabet… Tüm bunların içinde, özümüze uygun yaşamadığımızda bedenimiz ve ruhumuz alarm veriyor. Oysa doğamızla uyumlu yaşadığımızda, üretmek de başarmak da bir “olma” haline dönüşüyor.

Erhan’ın bize tanıttığı “Nature of Things” kavramı işte tam da bunu anlatıyor: Her şeyin —canlı ya da cansız— bir doğası vardır. Ve bu doğaya aykırı yaşadığımız her şey, bir tür uyumsuzluk ve içsel çatışma yaratır. Tıpkı onun bedeninde başlayan çatışma gibi…

Erhan Ali Yılmaz’ın bu dönüşümü bize bir kez daha gösteriyor: Sosyal girişimcilik, yalnızca toplumsal sorunları çözmek değil; aynı zamanda kendi içimizdeki çözülmeleri onarmakla başlar. Kendi doğamızla barıştığımızda, başkalarının doğasına da şefkatle yaklaşabiliriz. Ve o zaman girişimcilik, sadece ekonomik değil; duygusal, zihinsel ve ruhsal bir iyilik haline dönüşür.

Her gün içinde birkaç dakikayı farkındalığa ayırmak, yalnızca bir egzersiz değil, bir yaşam biçimi olabilir. Tıpkı Erhan’ın yaptığı gibi… Onun yolculuğu, doğasına aykırı düşmeden, daha çok insana dokunmak isteyen herkes için ilham verici bir çağrıdır.

Onun ağzından duyduğum yeni bir bilgi paylaşayım.

Erhan insanın kendi sesine ve nefesine verilen dikkatin, onu daha da özgürleştirdiğini ve kendini tanımasına vesile olduğu ve  içindeki saf özgün bireye yaklaştırdığını gözlemlemiş. Ses üzerine yaptığı bu gözlemleri bizlerle paylaşmak için yeni farkındalık eğitimleri hazırlıyor.

Eğitimin ana başlığı ” Bir ben vardır bende benden içeri.” Yunus Emre’nin  bu güzel cümlesi olabilir bence. Siz  ne dersiniz ?

Belki şimdi, bu satırları okurken bile bir durup nefes almak, farkındalığımızın ilk adımı olabilir.

Sevgiyle Kalın

Back to list